
o hiç böyle herşeyden kopmuş bulmamıştı kendini.Dünya erimişti,yaşamın her gün yeniden başladığı yanılsaması da erimişti onunla birlikte.Öğrenimler,hırslar,lokanta seçmeler,gözde renkler,hiçbir şey,hiç bir şey yoktu artık.Gene de dünyanın çöktüğü saatte,o yaşıyordu.Hatta en sonunda uyumuştu da...
albert camus
tersi ve yüzü
kütlelerce eşyayı duvarların kenarlarına yanaştırarak yığmış,yeni kolileri taşıyan hamallar asansör müziği eşliğinde eve giriş yapıyorlar,ayakkabılarınızı çıkartın diyor sesi sinir,telaş ve açlık karması ...
Ben onu izliyorum.Holü geçip kolileri salonunun ortasına yığan erimiş pantolonları ve terli yakalı o adamları.
-Hepsi bu kadardı biz gidemilir miyiz -diyor aralarından biri,o cevap vermekte geçikiyor -onlara göre-
soruyu soran adam ayaklarını getirdiği kolilerden birine dayamış onun sesinin yükselmesini bekliyor,bekliyor ve sonra o sanki hiç duymamış ve sanki bittiğinden habersizmişcesine,
-bittiyse ne duruyorsunuz- diyor,adam ses çıkarmadan ilerliyor.ben camın kenarında duruyorum,onun huzursuzluğuna acıyorum bir an
sonra bakıyorum :odanın genişiliğine ve bir kaç saat sonra bu genişliğe son verecek olan kütlelerce eşyaya...
gitmek istiyorum,onu orada o geniş salonda bırakıp aşağıya inmek istiyorum.
neyin var diyor bana çok geçmeden,hiç diyorum,herşey ortada öyleyse hiç
Pazartesi, Ocak 29, 2007
çoğu zaman ilerlediğimi sanırken geriliyordum
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder