Salı, Haziran 24, 2008

CHP



Her gün yaptığımız şeylerden biri, gazete okumak , haberleri takip etmek. Bunları yaparken siyasi koşulların getirdiği bizim "isteklerimiz dışında" belirlenmiş olan tartışmalara sadece eleştrel bir tutum takınarak uzaktan izlemek ne yazık ki gün geçtikce önemini yitiriyor.Gözle görülen adaletsizliklere ve sistem çöküşlerine yönelik yaptığımız eleştiriler belki bütün bu hataları düzeltmek için çalışan bir meclisimiz olsaydı anlamlı olabilirdi. Bunu değiştirip alternatif bir söylem geliştirmeyi bir kenara bırakıyorum ,varolan koşullarda yapılabilicek asgari düzeydeki düzeltmelerden bahsediyorum . Ne yazık ki bunu hayal etmeye başladığımız noktada da başvurduğumuz yüzde yüz düşünce gücü gibi new age kaynaklar bir anda meclis tvdeki görüntülerle karşılaştığımızda bütün anlamını yitiriyor. Yitiriyor çünkü yaşadığımız toplum için hayal ettiğimiz şeylerin , şu anki gerçekle taban tabana zıt olduğunu bir anda görmemiz,bizi olanla yetinmeye , kabullenmeye hatta bir noktada hiç bir eleştiri dahi getirmemeye yani kısacası, ilgilenmemeye itiyor. İlgilenmiyoruz. Umrumuzda olmamasının sebebi ,gerçekleşen her seçim sonrası , vaad edilenlerle , yapılanların bir olmaması gibi basit bir gerçekten ibaret değil. İlgilenmiyoruz çünkü artık seçim pusulasındaki logolarının farklı olmasından başka hiç bir farklılık vaad etmeyen epitopu bir kaç parti tarafından temsil edildiğimiz gerçeğini idrak ettik.

Bu sürecin nasıl geliştiği bu noktaya nasıl geldiğimizi tarihsel bir incelemeye tabi tutmuş bir sürü yazar,akademisyen, hatta hala mecliste bulunan bir sürü milletvekili var.Bu milletvekilleri oldukça teorik eleştirilerini meclis kürsüsünde yaptıkları kısıtlı konuşmalarına sığdırmak zorunda kalıyorlar. Ve eminim sisteme yönelik getirdikleri farklı eleştirileri renki meclis sohbetleri arasında da kaynayıp gidiyor. Fakat bu milletvekileri,kendi kurul toplantılarında, bağlı bulundukları partilerin siyasi çizgileriyle ilgili yaptıkları eleştirileri sıklaştırıp hatta kendileriyle aynı fikirde olan diğer üyelerle organize olsalar dahi neden hala, partilerinde hiç bir değişime imza atamıyorlar? Bu sorunun en kısa ve öz cevabını bugün bize Türkiye'nin ilk siyasi partisi veriyor: Cumhuriyet Halk Partisi.

Bugün CHP son genel seçimlerden sonra mecliste AKP'ye karşı MHP VE DTP'yle birlikte aktif muhalefet yapabilme şansı yakalamış ama bir türlü muhalif olmanın gerektirdiği vasıfların hiç birini gösterememesi itibariyle de tabanından en fazla uzaklaşmış parti olarak işlevsizliğini sürdürmekte. MHP VE DTP'den bağımsız CHP'nin meclisteki işlevini sorgulamamın sebebi , nedenlerini hala çok net bir şekilde kavrayamadığım sebeplerden ötürü bu partinin iktidar partisine karşılık kendini basında ve medyada bir numaralı "muhalif" olarak gösterme çabası yatmaktadır.

Yapılan son parti kurultayında yine Deniz Baykal'ın felaket senaryolarını aratmıcak bir şekilde tekrardan parti lideri olarak seçilmesi ve bunun sonucunda bu partiye gönülden oy veren , veyahut gönülden vermese bile " zorunluluktan " verdiğini ifade eden seçmen kitlesinin bile bu olayı süprizle karşılamaması , hatta basında yer alan yazılara bakıldığında CHP'nin çok da fazla bir tepkiye maruz kalmaması partinin şu an adeta paralize olmuş halini gözler önüne sermektedir.

Peki CHP'nin yönetim kadrosunun uyguladığı diktadan kaynaklanan türlü baskılara maruz kalan parti üyelerinin bu durumda yüzleştikleri gerçek nedir? Gerçek : CHP çatısı altında örgütlenen ve daha sonra seçilen ve mecliste görev yapan milletvekillerinin, partilerinden bağımsız , seçildikleri bölgelerdeki , seçmenlere karşı sorumluluklarıyla , bir türlü paralel gitmeyen partilerine karşı sorumluluklarıdır. D.L Raby Latin Amerikadaki parti sistemlerini incelerken liberal demokrasilerdeki parti kültürüne yönelik benim de bahsettiğim kopukluğa şu şekilde dikkat çekmektedir:

"Parti çizgisi yönündeki baskı, seçmenlerden gelen baskıdan çok daha meşru kabul edilir. Bazı parlamenterler, özgül yerel sorunlara ağırlık vererek, bölgenin temsilcisi olmakla övünseler de, konu ulusal politikalar olduğu zaman genellikle onlar da hizaya gelir." Raby şöyle devam eder: " Politikada taban, liderliğin arzularından farklı yönelimler empoze etmeyi başarsa dahi, parti stratejesinin elit kesim tarafından denetimi , normal olarak bu tür politikaların ihmal edilmesini veya uygulamada çarpıtılmasını garantiye alır."*

Raby'nin liberal demokrasilerin vazgeçilmez aktörlerinden olan siyasi partilerin işleyişlerine yönelik yaptığı bu eleştiri aslında, parti diktası ve seçmen diktasi arasında bocalayan CHP milletvekillerinin çaresizliklerini gözler önüne sermektedir. Son kurultay öncesi,lider adaylarının altını çizdiği "büyük değişim" fikrinin altında yatan fikirler de aslında özetle içinde bulundukları çıkmazı hafifletmek için ürettikleri alternatif çözümlerden ibaretti. Yalnız bahsedilen bu büyük değişimin sadece parti mekanizmalarını altüst etmeye ve devam eden lider politikalarını değiştirmeye yönelik bir girişim olarak algılanması çok yanlış olur. Tabiki de Lider adaylarının parti içerisinde yürüttüğü seçim kampanyalarının birincil sebebi parti yönetimini ilgilendiren meseleleri değiştirmeye yöneliktir fakat bu değişimin parti - seçmen ilişkilerine yansımayacağını düşünmek çok büyük bir hata olur. Partı içerisinde değişen dengeler ileriki aşamalarda,büyük değişimlere gebe olucaktır.Bu değişimler sonucunda alternatif söylem açlığından yakınan seçmen kitlesi ilk defa aynı parti içerisinde değişen yönetici kadrosuyla birlikte yeniden kurgulanan siyasi çizgiyle en sonunda doyuma ulaşabilme şansını yakalayacaktır. Yani aslında olması gereken budur fakat ne yazık ki olmamaktır. Ve CHP içerisindeki yönetici kadronun söylemleri gözönünde bulundurulucak olursa olma ihtimali ufukta gözükmemektir. Peki CHP'yi esir almış bu kadro değişime gösterdiği tepkiyi ve direnci, seçmen kitlesinin gözünde hangi sebeplerle meşrulaştırmayı başarmaktadır? Tabiki kurulduğu günden beri değişen koşullardan ötürü farklı şekillerde kurguladığı ve hala kurgulamaya devam ettiği milli çıkarlar ve güvenlik sorunsallarıyla.Bu sebepleri sunarken yaptığı en yıpratıcı şey ise seçmen kitlesine aşıladığı korkudur. Bu korku gün geçtikçe bu kitlenin de kendi kimliğini oluşturma sürecine de sızmıştır. Bu da çok detaylı bir şekilde incelenmesi gereken bir başka konudur.

Toparlamak gerekirse, bugün CHP'yi yöneten kadronun CHP kurgusuyla , CHP'yi hala destekleyen kitlelerin CHP kurgusu arasında uçurumlar vardır. Bunun giderilmesi için CHP yöneticilerinin bir an önce siyasal partilerin asıl işlevinin halkı temsil etmek olduğu ve güçlerini halktan aldıkları gerçeğini fark etmeleri gerekmektedir. Bu da ancak varolan parti çizgisinin yarattığı baskıları hafifletmekle mümkün olabilicektir.
- Sena Akalın-

* D.L. Raby - Democracy and Revolution Latin America and Socialism Today

1 yorum:

Can Duruk dedi ki...

Kapitalizm gibi temsili demokrasi de insanlarin ozgur iradesi olabilecegi, bir suru secenegin oldugu ortamda "dogru" ve "mantikli" olani secebilecegini var sayiyior ki cok yanlis bir tutum bu. Bir suru acidan ama konu "secim", "oy", "politika" gibi bir durum olunca birak insanlarin mantikli bir secim yapabilecegini dusunmek, insanlarin herhangi bir secim yapacagini ongormek bile sacma; cogu insan icin oy vermek daha cok bir tepki, gecmisteki aliskanliklarini devam ettirmek gibi seylerin sonucu.

Bir de buna secim sistemlerinin secilenlere secilmek disinda baska bir tesvik sunmamasindan dolayi secilenlerin tek amaclarinin tekrar secilmek haline geldigini gordugumuzde "EE AMINA KOYAYIM HAYATA SOKAYIM" deyip hippie gibi agaclar arasinda yasamak geliyor icimden.

Gotcha?

 
Clicky Web Analytics