Çarşamba, Mart 21, 2007

miş'i geçmiş zaman









bol bol geldi bu hafta , hiç saate bakmadan geçti , yürüyerek uyuyarak okuyarak . iki saat önce eve geldim tekrardan fotoları astım her yere kablo bantıyla evde yüzler var görüntüler var sırf sena kendini böyle cümlelerdeki gibi üçüncü tekil şahıs hissetmesin diye . hep tekrar ederek bir yere varılmaz ezberi vardır ya ben bozdum bütün bir hafta elimde ak pak hacı teyzelerin kullandığı dua sayacıyla gezdim hep rakamlar ilerledi ilerledikçe her düşündüğümde uzaklaşı verdi benden o kadar yakınken hem de dilimdeyken uzaklaştı gitti puf oldu ..




bahcede kaldım bir gün sürekli çukurlarla doluydu yollar dedem pikabı sürerken hep zorlanırdı şimdi yaşlı şimdi herşey daha zor arttık her çukurda bir hoppa yok hava ılıktı ama hep yağmur yağdı ben de sarı botlardan kafadan geçen yağmurluklardan da sonra yürüdüm tek başıma dedemi , annemi ,sonra eklersem kafamdaki herkesi bir kenara bırakarak , sandıklara greyfurtlar yükleniyordu beyaz karbon kağıtlarına sarıyorlardı ,üç dört kadın vardı hepsi çok hızlıydı hepsi susuyordu onlarla konuşmadım dedem bana yabanisin diyor cevap vermedim bahçe büyük bahçe kendimi kaybedip tekrar bulmam gerektiğini bana unutturucak kadar büyük ...


ama çok uzaklaşamamışım bu yazının ana teması ben olsun benim olduğum her yerde çok bir yakın olsun ve ayşegül serisinde olduğu gibi öğretici bir cümle de olsun bu yazının sonunda neymiş : ben benden kaçamazmış sanki tarsus mersin yolundaki otobüslerin uğradığı kendin pişircilerin duvarlarında yazan cümleler gibi bir tek altında anonim veya dayı imzası eksik ,hepimiz ne kadar dayıyız ne kadar anononimiz oysa .


orada kalmayı düşündüm ,o botları her gün giyip çıkartıp ,tömük jandarmasının önündeki pastaneden tatlı tuzlu kurabiyeler alıp sonra telefon faturalarımı kaymakamlığın önündeki ptt gişesine yatırabiliceğim günlerin olabilme ihtimalini cidden uzun uzun düşündüm , o bahçe büyük o bahçe eniyle sonuyla benim orda bir ev var ve yerlere yalın ayak her bastığımda gıcırdıyor , çatıya çıktığımda sadece bir tente var ve onun altında sandıklar orada oturup o rutubeti ve sıcağı içime çekerek tuzlu portakal yiyebilirim ve istanbul çok uzak gelebilir o an , belki çok uzak bile değil yokmuş gibi , bütün burdaki meseleler ,okuduklarım ,insanlar ve gürültü yerine tırnaklarım ceviz toplamaktan mosmor olmuş orada o tentenin altında ellerimi yıkamadan uyuya kalabilirim . ve uyandığımda yetişmek zorunda olduğum bir vapur olmaz ve bu kadar üzgün olmam kim bilir .




dönerken dedem namaz kılıyordu deponun arkasındaki odada kedi vardı ve onu izliyordu kedi beni gördü ve hep kaçmasına rağmen o an durdu ikimiz dedemin oturduğu tabureden duaları mırıldanışını izledik ,dedem kafasını sağa sola salladığında uzaklaşmak istedim , aklıma onu defelarca namaz kılarken izleyişlerim geldi ,benim hayal ettiğim bütün o huzura o odada kavuşmuştu , benden ne kadar uzaktı ve aslında kendime yakınlaştırmak istememin altında o kocaman gözlükler ve kocaman göbek gibi kütlelerce sebep yoktu. basitti ben o odayı , onu , o yere serilmiş seccadeye bakarak sağa sola hareket ettirdiği kafasından geçenlerin hepsine sahip olmak istiyordum , bu açgözlülükse eğer evet ben sanırım çok açgözlüyüm .


pikaba bindiğimizde arkaya dört sandık avakado yükledi ve o şehirde insanlar avakadoya pek rağbet etmedikleri için hepsini hal e götürdü bu şehir de satılsın diye sonra hamallar pikabın arkasından sandıkları indirirken bana cenup çürümüş yese ne olur yemese ne olur dedi ,pek anlamadım ve bugün tesadüfen elime sabahattin ali nin portakal'ı geçti okudum ve altta yıldızlanmış kelime cenuptu cenup güneydi dedem güneyi kafasında çürütmüştü gülümsedim veya gülümsemedim tam hatırlamıyorum ama mutlu oldum tesadüflere auster romanlarında değil de kendi hayatımda bire bir rastlayınca mutlu oluyormuşum meyersem ,meyersem öyleymiş herşey sadece öyle .


uçak inişe geçtiği vakit ben yeni hayatın son sayfasındaydım ,ayarlayabildiğim şeyleri ne çok seviyorum ,şampuanım,okumam gereken kitaplar ,pijamalarım ve kafam dışında herşey benim kontrolümde .kontrolüm dışında olan herşey huzursuzluk yaratıyor ben de .ben de .şimdi burada hava çok güzel eve geldim eşyaları yerleştirdim fakat gözümü açıp kapamam la gündüz olsun istiyorum zaman olmasın istiyorum , zamansız bir şekilde öpüşmek hatta sarılmak istiyorum , hava hep böyleyken ben sokaklarda uyumak bile istiyorum , cuma gecesi ermeni meyhanesine götürecek beni, ellerim hala portakal kokuyor , kafamdan geçenleri kontrol edemiyorum , uzaklık yalnızlık getirmiyor ,geçtğimiz yerlerin fotoğraflarını çekiyorum , hepsinin altına küçük notlar belki , gömülmek gibi bir şey bu ,veya ben yaptığım için gömmek olsun . içime defterlere konuşurken de nefesimle gömmüyorum.

Hiç yorum yok:

 
Clicky Web Analytics